11 10 2013

Gezi'yi seçimlere indirgemek teslim olmaktır

Seçimden seçime demokrasi olmaz, diyenler politik duyarlılığını sürekli gösterebilen dinamik bir toplum öngörüyor. Seçimden başka bir şey bilmeyenlerse uyuşturulmuş, köleleştirilmiş, kula kulluk etmeye alıştırılmış bir toplum tahayyül ediyor. 


Gezi’yi seçimlerde siyasal ranta dönüştürme çabasını sayısız kişi, kurum ve partilerde görmek mümkün. Bu bir dereceye kadar anlaşılabilir ama Gezi'yi alet ederek muhalif birey, parti, kurum ve kuruluşlara kara çalarak devletle özdeşleşmiş AKP ve de onların yapıştırıcı unsuru Recep Tayyip Erdoğan'ın önünü açmaya çalışmak kimseye fayda sağlamaz.

Gezi ruhu ne idüğü belirsiz bir "Kutsal"a dönüştürülerek “Bu ruha şu uymaz” fetvacılığı da bilinçleri bulandırmaktan öte bir anlam taşımamaktadır. Seçimlerde muhalifleri güçlendirecek her çaba Gezi mücadelesinin özüyle bağdaşabilir ama Gezi bileşenlerini karalamaya kalkma çabaları asla...
En doğrusu Gezi'yi doğru algılamak ve süreç olarak bilmekten geçer. 

Gezi direnişi öncelikle parkı ve alanı savunanlar için bir yaşam alanı ve onur mücadelesiydi. Yok sayılan, hiçe sayılan, kaale alınmayan, aşağılanan, kentini kendini ve yaşamı savunan insanlara parka yasadışı ve meşru olmayan bir tarzda dalan kepçeyi durdurmaya giden süreci ören insanlar ilk 50 bin imzayı toplayıp Taksim dayanışması olarak kurula sunduklarında II. Numaralı Koruma Kurulu Taksim Kışlası Projesini reddetti ve buraya inşaat yapılamayacağına karar verilmişti. 

Bunun üzerine Taksim nöbetçileri 32 gün sürekli olarak sürdürdükleri imza kampanyasını Haftada bir güne indirmiş ve yalnızca cumartesi günleri saat 15.00-18.00 arası imza toplar olmuşlardı. 

Başbakan bu sırada II. Numaralı koruma kurulunun kararına kendisi tepki göstererek ve dahi taraf olarak imzacıları muhatap almış ve "Reddi reddedeceğiz" açıklaması yapmıştı.

Bir başbakan, bir parkın yok edilmesini istemeyenlere karşı doğrudan cephe almış ve mevkisini,  parka inşaat yapacak firmanın şefi konumuna kadar düşürmüştü. Ardından bu siyasi manevranın karşılığı gelmiş, varlığı kendinden menkul ve de hiç bir bilimsel, ilimsel,  işlevsel dayanağı olmayan yüksek kurul -ki sadece başbakana bağlı bir birim olarak siyasi düşüncelerle oluşturulmuş bir kuruldu ve bu kurul "reddi reddetti. Aslında Taksim nöbetçilerine gözdağı ve de “emir kulları”na direktif olarak Başbakanca söylenen söz yerine getirilmişti.

Buna karşın Taksim dayanışması içindeki Taksim nöbeti tutan bir avuç insan "Halkın cevabı olarak" Taksim Gezi Parkı Koruma ve Güzelleştirme Derneği kurmuş ve başbakanın blöfünü yemediklerini anlatırcasına, "reddin reddini reddedeceğiz" demişlerdi.

Başbakan bir yaşam alanı olan Gezi Parkını  savunanları savunacak olanları doğrudan karşısına alarak devletin olanakları elinde olan bu mücadeleyi kazanır imajı çizmeye çalışmıştı bütün süreç boyunca... 
Taksim Nöbetçilerinin inadı bu noktada asla kırılmamış bir avuç kararlı insan Taksim dayanışması bileşenlerinin de günlük koşuşturma içinde ellerinden geleni yapmasıyla mücadelenin sürekliliğini sağlamışlardı.

Her cumartesi megafondan Taksimliler, taksimden gelip geçenler ve “içinden Taksim geçenler”  "bu projeyi durdurabiliriz her birimizin bir imzasının bile büyük önemi var. 70-80 yüzyıllık ağaçlarımızı kesmelerine izin mi vereceğiz arkadaşlar ..." sözlerini duyar ve imza kuyruğu oluşturur olmuşlardı...  Üç saatte toplanan imza sayısı binden iki bine 3 bine üç bin beş yüze çıkmış önceden imza verenler ise moral için selam vermeden geçmez olmuş, mücadeleyi sahiplenir olduklarını İstanbul halkı gösterir duruma gelmişti.

İmza toplayanlara sürekli değişik mücadelelerden de destek ziyaretleri yapılıyordu. Bir hafta Solaklı’dan köylüler geliyor, bir hafta Çarşı grubu uğruyor, bir hafta Galatasaray taraftarları imza kuyruğu oluşturuyor, bir diğer hafta Sarıkeçililer geliyor, öteki hafta Gerze’liler, sonraki hafta nükleer karşıtları, bir başka hafta hayvan özgürlükçüleri Taksim nöbetçilerine destek vermeye devam ediyorlardı...

Öte yandan 13 Nisan da Gezi Parkı'nda bir şenlik yapmak üzere Taksim Gezi Parkı Derneği harekete geçmiş, "Ayağa Kalk" kampanyasını anlatmaya girişmişti. Gezi Parkını kurtarmak için ayağa kalmak ve Taksim’e gelmek gerekiyordu. 14 Mart 2013’te start alan kampanya boyunca 13 Nisan'a kadar, “Taksim'i kurtarabiliriz yeter ki siz gelin” teması işlenmişti...

Kampanya boyunca görünür olan mücadele sonucu, bir yaşam alanı savunusu ve özünde yerel bir ekoloji mücadelesi olarak Gezi Parkı mücadelesi insanlara bir umut aşılamak görevi de görmeye başlamıştı. Her istediğini yapabilen güçlü bir imaja sahip Başbakandan bir parkı korumak gibi eşi görülmemiş bir mücadele biçimi ortaya çıkmıştı. Bir park bir başbakan tarafından bu kadar ceberut biçimde niçin halktan kopartılmak isteniyordu ki! Bunu anlatabilecek bir açıklama, bir ikna edici tavır asla hükümet çevrelerinden, belediye başkanlarından gelebilmiş değildi. Taksim nöbetçilerinin haklı karşı çıkışlarını topluma yüz yüze anlatabilme olanağı olarak doğrudan imza toplama eylemlerinin de bir sonucu olarak başbakanın propagandasının güçlü temellere dayanmadığı, kuru bir inada dayandığı fikrine sahip olmaya başlayan halk Gezi Parkı'nı yıktırmama fikrine daha sıcak bakar olmuştu.

Bu durumları ortaya koymaksızın abartısız binlerce makale yazıldı, 20 den fazla kitap yayınlandı ama gerçeğe giden yollar hep Gezi öncesi sıfırlanarak ele alındı. Gezi öncesi ele alınmadığı herkes kendi katıldığı dönemi milat kabul ederek açıklamaya çalıştığı ölçüde Gezi direnişi tam anlaşılamaz oldu. Taksim Dayanışması da haklı olarak kendi kurulduğu tarihten itibaren süreci ele almaya çalıştı. Lakin burada tarih ekoloji çevre mücadelelerinin önceki karakteristik özelliklerini bilmeden HES mücadeleleri, Termik Santral Karşıtı mücadeleler, Kaz dağlarındaki mücadeleler, Bergama, Sinop, Artvin mücadeleleri, Nükleer karşıtı mücadeleler ele alınmaksızın Gezi Parkı mücadelesi anlaşılır kılınamaz.

İlk gece Gezi Parkına giren kepçe durdurulmuştu ama acaba Taksimi kazmaya gelen ilk kepçeler neden durdurulamamıştı?  İlk inşaat paravanları yıkılamamış, mücadeleye zarar verir görüşü ağır basmıştı. Taksim Postanesi’nin önündeki paravanlarla içeri giriş kapatılınca bir grup tarafından yıkılmış,  gözaltına alınmak istenenler verilmemiş herkes "Asıl yapılması gereken buydu." diye düşünürken kimi kurumlar da bunu şiddet olayı olarak görerek kendi ilişkilerinin olmadığı açıklamasını yapmıştı.  Halkın onayı bile olmadan meydana kepçeleri sokan hükümet ve şirketin yaptığı şiddet olarak değerlendirilememişti

Uzatmayalım tarih kepçenin önüne geçme tarzını HES karşıtı mücadelelerde yaratan yaşlı köylülerimizin kadınların mücadelesini Gezi Parkı'nda haklı çıkaracaktı...  Bu yüzden bu mücadeleleri bilen birileri bu kepçeyi durdurabilirdi. Mücadele startı verebilirdi.  Sonuçta rastgele yoldan geçen birileri tarafından değil, parka izinsiz kamuyu hiçe sayan gece yarısı tecavüzcüsü kepçe başka türlü davranamayacak olanlarca durduruldu. Polis çağrılmasını ve zabıt tutulmasını isteyen yine kepçeyi durduranlardı. Ama olayın rengi belli olmuştu bile polis şantiye şefiyle olay yerinin uzağında görüştü ve gelip bu şirketin kanunsuz olarak parka girmesinin zaptını tutmadı. İşte bu noktada çadırlar kurulması söz konusu oldu. İş başa düşmüş, kanunsuz ve dahi meşru olmayan bir tarzda parkın yok edilmeye başlanmış olmasına karşı direnilecekti.

4 gün boyunca sayıları artarak direnmeye devam ettiler. Daha bir ay öncesine kadar 1 Mayıs'ta Taksim'e çıkmak isteyen örgütler buna CHP de dahildir, Taksim’e çıkamamışlardı ve şimdi aynı gaz bombaları ve öldüresiye saldırılar altında bir parkı savunmak başarılı olabilecek miydi?

Bu 4 gün boyunca linç edilmek isteyen Gezi Parkı savunucuları tüm dünyanın gözü önünde meşruluk kazandıkça yoğun destek bulmaya başladı. Hükümet ise, tarihleri sebep sonuç ilişkilerini çarpıtarak açıklamalar yapma yolunu seçti. Gezi Parkı direnişçileri Avrupa’dan destek gördükleri için harekete geçmediler aksine Gezi Parkını savundukları anlaşılır olduğu  için Avrupa’dan Amerika’dan dünyadan destek mesajları yağmaya başladı.

Hükümet bu çarpıtmaya sarıldığı sürece "suç" işlemeye devam etti ve hala da ediyor.
Gezi Parkı nı ilk günlerde destekledik, diye açıklama furyaları başladı.
YALAN!..
Gezi parkını başımıza yıkmaya çalıştınız.
Yenildiniz ve bunun hırsıyla nasıl toparlayacağınızı bilmiyorsunuz.!

Gezi direnişinde öldürülenlere karşı kara çalma ve "ölmeyi hak etmişlerdi" tarzında bir propaganda yapan hükümet çevreleri ve yandaşları bir katillik durumunu meşrulaştırma, demokrasiyi ve en doğal yaşam hakkını hiçe saymayı kendilerine bir "hak" olarak görme-gösterme faaliyetinden asla vazgeçmediler.

Şimdi böyle bir hükümetin gölgesi altında yapılacak seçimlerde, Gezi direnişine katılmış muhaliflerin adaylarının desteklenmesinden daha doğal ne olabilir. Elbette bunlar içinde savunmadıklarımız da olacaktır vardır ama bir seçim sürecini tastamam gezi direnişinin yönetmesini belirlemesini beklemek ham hayalcilik olur.
Önemli olan demokrasi güçlerine yeni mevzilerin kazandırılmasına çalışmak ve seçimlerden ekolojik ekonomik demokratik  açıdan yıkım gerçekleştirenlerin başarısızlığa uğratılmasını sağlamaktır.

Tüm bu nedenlerle Geziyi seçimlere indirgemek seçimleri abartmak demek ve toplumsal muhalefetin sürekli önünün tıkanmasını onaylamak olacaktır. Bu da yıkım güçlerine teslimiyet demektir. Bunlara tüm Gezi Direnişine katılan birey ve kuruluşlar dikkat etmek zorunda. Hiç birimiz diğerimize tercih edilebilecek bir tarzla yürüme hakkına ve şansına sahip değiliz. Kimse kimsenin üzerine basarak yükselme fikriyle hareket etmesin.

Muhalefetin hiç bir kanadını kötülemek Gezi direnişçilerinin işi olamaz. Asıl önemlisi, “Yıkım Güçleri”nin nasıl durdurulabileceğine kafa yormaktır.  Gezi birleştiricidir, omuz omuza vermesini bilmektir. 
Unutulmamalıdır ki, Gezi Direnişi,  yerel bir mücadeleden çok çok fazlasıdır;  Gezi, küresel şirketlere karşı direnişin meşruiyet kazanmasının sembolü  ve küresel direnişin meşalesidir.  

 







 

107
0
0
Yorum Yaz