06 02 2006

Cinsel ayrımcılık üzerine İbrahim Eren'le söyleşi

Cinsel ayrımcılık üzerine İbrahim Eren'le söyleşi   İbrahim Eren’le cinsel ayrımcılık konusunda söyleşiyoruz. Ama soruları sormaya başlayınca konu cinsel ayrımcılığa bir türlü gelemiyor çünkü toplumsal kültürel şekillenmişlik öylesine belirleyici hükmünü sürdürüyor ki bu koşulların en azından fon olarak vurgulanması gereksinimi öne çıkıyor. Biz de bağlantıları koparmadan devam etmeye çalışıyoruz. Çünkü İbrahim Eren Türkiye’de cinsel ayrımcılığa karşı uğraş veren insanların başında geliyor ve onun eşsiz birikimini paylaşmasının önemini de vurgulamak istiyoruz.   Soru: Batı’da cinsel tercihler üzerine yasalar çıkartılmış haklar tanınmış olmasına karşın Türkiye’de yeni yasalar çıkıyor,  cinsiyet ayrımcılığı sürüyor ve konu hala ahlaki boyuta hapsedilmiş olarak niteleniyor? Cinsel ayrımcılık konusunda batıda ve Türkiye’deki bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? İbrahim Eren: Batı dünyasında bir hayli olumlu gelişmeler söz konusu ama oralarda da yasalardaki durumla yaşamdaki durum çakışıyor, denemez. Milyonlarca eşcinselin kendilerini saklamak ihtiyacıyla yaşadıklarını biliyoruz.   S: Saklama İhtiyacı, neden? İbrahim Eren: Toplumu şekillendiren yasalar değildir; Uzun zaman dilimlerinde elde edilmiş üst üste binerek, iç içe geçerek  bir takım normlar bir takım davranış gelenekleridir. Yasalar değişse de, bu saydıklarımız yasalara rağmen çok daha uzun süre yaşam üzerindeki etkilerini sürdürürler.  Batı toplumunda on milyonlarca insanı etkilemeye devam etmekte olan Katolik kilisesi, örneğin eşcinselliği kabul etmemektedir ve belki de milyonlarca Katolik eşcinsel, hem kendisini saklamak zorunda kalmakta hem de saklamanın getirdiği mutsuzlukları yaşamak zorunda bırakılmaktadır. Yani batıda yasalar çıktı her şey çözüldü mü?..   Eren sürdürüyor konuşmasını yasalarla yaşam arasındaki çelişkilere göre toplumların farklı düzeylerde sıkıntılar çektiğini anlatıyor; “Çok uç bir örnek verme... Devamı

06 02 2007

Bülent Ecevit tir bu yazının konusu.

Ölüm kalanı yakar, gidene değil kalana söylenir söz   Anlaşılacağı gibi Bülent Ecevit tir bu yazının konusu. Herkes kafasındaki Ecevit'i ötekine vurup duruyor. Yeşil bir bakışla, önce, ölüm bir doğa olayıdır. Topraktan geldik toprağa gideceğiz Gidenlerimizle aramızdan değerler eksilir.   Bülent Ecevit önemli bir değerdir ve şimdi onsuz bir eksiğiz; Ecevit öldü; Şimdi Türkiye de demokrasi daha mı iyi oldu Derin devlet güç mü kaybetti yoksa halk bir evladını daha mı yitirdi   Kimilerimiz yolsuzluk yoksulluktan bahsederek Ecevitten konuşuyor, dürüst olduğunu o iddia etmedi ki, yıllarca dürüst diyen siz değil miydiniz! Devletin malı deniz di ama yemedi! Bunun ölüp badem gözlü olmakla ilgisi yok.   Halk olarak aramızdan böyle önemli birini çıkarmış olmakla övünmeliyiz bence... Bir çoğumuzun beklentilerine yanıt vermemiş olması onun kişiliğini olumsuzlamaz. ..   Burada asıl vurgulanması gereken tartılması ve tartışılması gereken Türkiye de devlet geleneği, derin devlet olarak adlandırılan hegemonyacı mantığın ve bunlar karşısındaki Ecevit'in tutumudur.   Resmi ideolojilerin dünyada genel bir sonu paylaştığı biliniyor. 80 küsur senedir hegemonyayı egemenlik kayıtsız şartsız milletin olduğu halde kendi tekellerinde tutanlarla birlikte bir Cumhuriyet söylemiyle sürekli şoklanıp durduk. Ulusal Çıkarlar rüyası görenler ve Tüm Türkiyelilere bu rüyayı gösterenler, kim hükümet olursa olsun her yönetim altında her türlü baskıcı dönemi, darbeleri, yabancı tekellerin petrol şirketlerinin otomobil ve silah endüstrisinin işbirlikçilerinin hükümetlerinin idarelerini hep halkın yönetimi diye gösterdiler.. Bülent Ecevit solun istediği bir solcu değildi kendi yolunu çizmeye çalıştı ve ülkedeki baskı rejimlerinin 27 Mayıs uygulamalarını n 12 Martın 12 Eylülün karşısında durdu, karşısında oldu. Daha fazla ne bekleniyordu. Tam bir kurtarıcı olup tüm sorunları halletmesi mi! İleri olduğu da geri kaldığı da oldu. Tam da ke... Devamı

06 02 2007

Katil yaratan katiller ve onyargilar

Katil yaratan katiller ve onyargilar   Onyedi yaşında asılır gençlerimiz. Onyedi yaşında kirletilirler, ölüme ve hapse gönderilen binlerce genç on yedi yaşındadır. Askere gönderdik mi öldürmeyi profesyonel olarak öğrettiklerimizden söz etmiyoruz.   Geleceği karartılan ülke hangi ulusal değerlerden bahsedebilir?   Hrant'ın ölümünün sıcaklığı kaybolmaya başladıkça iğrenç sözler ortaya dökülmeye başlayacak; Ama o da ulusal bütünlüğümüze kastetmişti! Çirkeflikleri yayılacak ortalığa.. Türkiye aleyhine bir tek söz söylememiş olan Hrant'a ama o da şunu demişti diyecek belki aramızdan birileri de..   Birbirini anlamaya bu kadar değer vermeyen ama önyargıları sorgusuz sualsiz kabul eden bir yapıya büründürülmüş meğerse insanlarımız. Bu önyargılar kimbilir hangi dostlarımızın da daha gerçek katilleridir. .   Ortada beyaz şapkasını ve eline tutuşturulan tabancayı dahi üzerinde tutmak gereği duymuş bir zanlıdan da doğrudan katil olarak söz ediyorduk. Ama zaten itiraf etti. İtiraf etti ama yine de dava sonuçlanmadı.   Çok ayrıntı gibi duruyor ama bu vurgulamayı unuttuğumuz ayrıntılar bizi zehirliyor. Biz hukuk devletini savunanlar onyedi yaşındaki gence yine de katil zanlısı diyelim. O Yaptım pişman değilim dese de. Çünkü her anlamda dava bitmedi.   Sevgili Hrant'ımızla birlikte şimdi bir de onyedi yaşında gencecik bir kurbanımız daha var; Azmettiricilerine kendini kanıtlamak istercesine kimbilir onların hangi tehditini üzerlerinden kaldırmasını istercesine ya da hangi tekliflerini yerine getirmelerini istercesine beyaz şapkasını ve silahı üzerinde kendini ispatlamaya çalışıyor!   Barış dedik demokrasi dedik insanlık dedik yaşam dedik bir Kriminoloji ile ilgilenmemiştik. Belli ki onunla da ilgilenmeliyiz!   Onyedi yaşındaki çocuk kendi tasarladı yaptı desek hiç mantıklı değil. Bir öfke uğruna şehirlerarası yolculuk yapıp gidip bir insanı öldürmek sonra da geri memleketine dönmek genç bir insanın yap... Devamı

06 02 2007

Kahrolası Dış Güçler-İsmail Cem öldü.

İsmail Cem öldü dışişleri öksüz yetim kaldı.   Dış güçler teranesi de düşman yaratma geleneğinin soğuk savaş dönemlerinin mirasıdır. İsmail Cem bunlara karşı barış ve onurlu dış politika için az uğraşmadı.    Güle güle güzel insan. Senin temellerini en zor şartlarda oluşturduğun komşularımızla dostluğu sonuna kadar savunacak geliştirecek bir ülke olacağız elbet. En azından Türkçe konuşan ülkelerle başlayalım demiştin ama tümüyle bu dostluğun gerçekleşeceği günler de gelecek..   Düşman yaratma mirasına sıkı sıkı sarılanlar bu ülkede halkın kendi temsilcilerini seçmesini istemiyorlar, Cumhuriyetin gerçek bir halk yönetimi olduğunu düşünmek bile bu güçleri çıldırtıyor.   ABD diyorlar ama ABD deki kadar bile bir temsili demokrasiyi Türkiye'ye çok görüyorlar. Yedim davasını ellerinde bulundurmak için AB diyorlar ama AB ye girmek için demokratik dönüşümler yapılmasını hazmedemiyorlar. Sonrada AB dış düşman diyorlar! İşte bu kafalar, Türkiye insanlarını sürekli başaklar gibi biçtiler...    Şimdi ipler ellerinden kayıyor. Türkiye kendi sözünü söyleyebilecek demokratik normlara kavuştukça Türkiye'yi derinden derine vesayet altında tutma çabasında olanlar son çırpınışlarını yapıyorlar. Saldırganlıkları bundandır.   Türkiye önce siyasi partilerini demokratikleştirmeli, vesayet altından kurtarmalı, seçim kanunlarında halkın parlamentoya gireceği ve temsil yeteneği güçlü bir şekilde oluşacağı türden reforma gidilmeli, askersel anayasadan kurtulmalı ve kendi vatandaşına güvenen sorunlarını vatandaşıyla birlikte çözme yoluna giren bir devlet yapısına kavuşmalıdır. İşte Türkiye'ye çok görülen budur.   Mustafa Cevdet Arslan... Devamı

06 02 2007

İnsanlardan ne bekleniyor!

İnsanlardan ne bekleniyor!   Her ölenle ölüyoruz, her sorunu sorunumuz kabul ediyoruz, ne yapabiliriz diye tartışmak için ses veriyoruz, yazılar yazıyoruz, memleketin her çivisi çıkmış yanını düzeltmek yine de bizden bekleniyor.   Bir yerde doğa karşıtı bir şey oluyorsa, birileri feryadı koparıyor; ÇEVRECİLER NEREDE!   Bir yerde hayvanlar katlediliyor, hemen haykırılıyor; HAYVANSEVERLER NEREDE!   Sağdan ya da soldan bir insan katlediliyor; İnsan Hakları Savunucuları Nerede!   Haber bile duymaya katlanamaz hale getiriliyorsunuz. Ortalıkta hiç görünmez oluyorsunuz SUÇLANIYORSUNUZ.   Bardağı taşıran bir olay oluyor ortaya çıkıyorsunuz. SUÇLANIYORSUNUZ DİĞER CENAZEDE YOKTUNUZ! Çifte standartlı!   NE BU?   AMACINIZ NE? BÜTÜN SORUNLARI BİRAZ SORUMLULUK DUYAN İNSANLARIN SIRTINA YIKIP SİZ SORUMLULKTAN KURTULMAK MI İSTİYORSUNUZ?   HERKES BİR İŞİN UCUNDAN TUTSUN İŞTE? MİLLİYETÇİLİK YAPIN AMA IRKÇILIK YAPMAYIN   ERMENİ OLMAKTAN NİÇİN BU KADAR KORKUYORSUNUZ? SİZİN KOKUŞMUŞ DÜŞÜNCELERİNİZE BİLE KATLANIYORUM DA SİZE NE OLUYOR?   YILLARCA SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZLE YÖNETİLDİ BU ÜLKE AÇLIK VE İŞSİZLİK ORTADAN KALKTI MI? SİZİN EGEMEN DÜŞÜNCELERİNİZ 4 DARBE YAPTI DA İŞLER DÜZELDİ Mİ?   AÇIK OLUN TÜM YAPTIKLARINIZA RAĞMEN HESAP SORMAK İSTEMİYORUZ, SADECE YANLIŞ OLANA BURAYA KADAR DİYORUZ. YANLIŞ GÖRDÜĞÜNÜZ ŞEYLER İÇİN YAKINIP İŞ YAPAN İNSANLARA SET VURMAYA ÇALIŞACAĞINIZA SİZ DE DÜZELTMEYE ÇALIŞIN.   ÇEVRE KATLEDİLİYOR YETİŞİN ÇEVRECİLER DEVLET ELDEN GİDİYOR YETİŞ SİLAHLI KUVVETLER SİZ NE İŞE YARARSINIZ?   Katledilen asker de bizim, dağdaki kürtte bizim, vurulan polis te bizim.. bu katil ve düşman yetiştiren sistemin içinde yaşamaya mecbur muyuz!   Hrant Dink'in cenazesine katılanlara serzeniş yapanlara acıyorum: Niçin asker cenazelerine katılmamışlar mış! Bu yüzellibin insan bir parti mi? ne biliyorsunuz asker cenazelerine katılmadıklarını! katılan da var k... Devamı

06 02 2007

Yeşil hareket Türkiye'de bu söylemle doğdu;

Tarihten SayfalarTarihten Sayfalar Yeşil hareket Türkiye'de bu söylemle doğdu;     YEŞİLBARIŞ DERGİSİNDEN ------------ --------- --------- --------- Anti-Militarist Manifesto -Hayat Kutsaldır dokunulamaz -Öldürmek her zaman cinayettir -Öldürmeyeceksin, inananlar için mutlak bir emir, inanmayanlar için sevgi ve barış idealinin doğal sonucu, akla olan saygının zorunluluğu -Mutlak düşman yoktur, hele düşman diye saldırmamız ve öldürmemiz istenenler aynen bizim gibi, parababalarının ve onların uşaklarının silahlandırarak karşımıza diktikleri kardeşlerimizdir. -Baskı şiddet ve cinayetle adalet kurulamaz. "Yurt" savunulamaz, Yurt ancak tarihi değeri olan hipotetik bir kavramdır. Aslında bütün dünya bütün insanlara yurttur. Ve bütün insanlar kardeştir. Doğal olan budur. -Bizler insanlara saldırmayı, öldürmeyi değil, onları sevmeyi, anlamayı, onlarla dayanışmayı, yaşamayı öğrenmeliyiz. -Buna "Önce başkaları yapsın,onlar yaparsa bizler de yaparız" denilmeden başlanmalıdır. Unutmamalıyız ki, olumsuzluktan örnek alamak kötü niyetin ifadesidir.   Sevgi ve Barış herkeste olsun Sizleri Seviyoruz                                        Anti-Militaristler... Devamı