12 05 2014

"Yeni türden ekoloji hareketleri ve iletişim sorunlarına yeni ya

"Yeni türden ekoloji hareketleri ve iletişim sorunlarına yeni yaklaşımlar." (*)

İletişim, yaşamsal bir olgudur. Yiyeceğe giyeceğe erişmede barınağa ulaşmada yaşamı sürdürecek araçları kullanmada her türlü gereksinimin karşılanmasında canlı cansız tüm özne ve nesneler arasındaki ilişkide temel olgudur.

Bir mücadelede duyuru, görüş alışverişi, sesli düşünme biçimi, ortak akıl üretme, konsensus yaratma aracı olarak da iletişim belirleyici rol oynar.

Su hayatı yaratır iletişim ise suyun yaptığını tamamlar su yaratır iletişim yaşatır.

Bir mücadeleyi yok etmek isteyenler öncelikle iletişimi ortadan kaldırmaya çalışırlar, çağlar boyunca.

Eski dönemlerde en etkili olarak iletişim araçlarını kimler kullanabilmişlerse başarılı olmuşlardır. İktidar savaşlarının devrimlerin bile iletişim stratejilerine bağlı olarak yürütüldüğü görülmüştür.

Lenin’in öndeliğinde Bolşevikler Narodniklerden aldıkları devasa iletişim mirasıyla çarlığı ortadan kaldırmışlardır. Çarlık karşısında haklılık meşruiyet en fazla gazete dergi bildiri ve sokak radyoları yayını yapan Bolşeviklerin ürettiği olgularla örülmüştür. Trenler atlar fabrikalara tarlalara ormanların içine Sibirya’nın buzullarına bile çarlığın değil Bolşeviklerin sözlerini taşır olmuştur.

Yıkılmakta olan Osmanlı’dan yeni bir ülke doğmasına etken olan Kuvvacılar ve Mustafa Kemal Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar çektikleri telgraflarla ve tatarların ulaştırdığı mektuplarla Türkiye fikriyatını ulaştırmayı başarabildikleri için, iletişimde en güçlü oldukları için ülkenin kaderini belirleme olanağı bulmuşlardır.

Bu klasik iletişim araçlarına sonradan yeni araçlar eklenmiştir ve eklenmeye devam etmektedir.

Tekrar edecek olursak; Bir mücadelede duyuru, görüş alışverişi, sesli düşünme biçimi, ortak akıl üretme, konsensus yaratma aracı olarak da iletişim belirleyici rol oynar.

Su hayatı yaratır iletişim ise suyun yaptığını tamamlar su yaratır iletişim yaşatır.

Bir mücadeleyi yok etmek isteyenler öncelikle iletişimi ortadan kaldırmaya çalışırlar.

Bu devletin kontrol ve zapturapt altına alma uğraşıyla devletten kaçma devlet dışı kalma çabası sürekli vardır.

İletişim bu çelişki dışında ele alındığında açıklanamaz hale gelir.

İşi gücü iktidar savaşları olan hükümetler devletler yaşamı çekilmez hale getirdiklerinde iktidar dışı hareketlerin ortaya çıkması kaçınılmaz olmuştur. Dünün iktidar el değiştirmelerinin siyasi devrimlerinin örgütlenmeleri dışında yeni ve iktidar hedeflemeyen yaşamı doğrudan savunan hareketleri doğmuştur.

Uygulamalardaki devlet anlayışı ile kafalarda oluşan devlet anlayışı sonucu iletişim kontrol dışı olarak sürdürülemez hale gelindiği sırada yeni iletişim olanakları ortaya çıkmıitır.. Fakat ortada yaralı bir toplum vardır. Bu yaraları şu tezlerle ifade etmek gerekir.

Tez 1;
İletişimde devlet-siyaset etkisi tamamen kontrol ve manüplasyon amaçlıdır. Devlet her zaman “kontrol edilemeyenler sistemlere zarar verir” anlayışıyla hareket eder. Bu anlayışın hakim olduğu devlet özgürlükçü olamaz. İletişimin her alanda ve her aşamada denetlenmesi ve kontrol altında tutulması gerekir.

Tez 2;
Devlet susturur, her türlü yayını kesme durdurma sonlandırma ya da içeriğini belirleme yetkisini kendinde görür.

Tez 3;
Herkesi yurttaşını bile düşman olarak gören devlet, her türlü günlük anlık sosyal iletişimi dahi kendisine siyasi bir kalkışmaymış gibi denetlemek ve kontrol etmek içeriğinden mutlaka haberdar olmak ister.

Tez 4;
Devlet tek konuşandır ama asla dinlemez, bu nedenle sosyal medya’da sağır hesaplar kullanır.

Tez 5;
Bütün en etkin iletişim araçları devletin mutlak kontrolündedir. Gazete, dergi, kitap, telsiz telgraf telefon, radyo, televizyon, sinema, tiyatro, miting toplantı salonları, dernekler, partiler, her araç devletin denetiminde ve kontrolündedir. Aslında birey bu güç karşısında nefes almak için bile devletten izin almak zorundadır.

Bu düşüncelerle çaresizliğe itilmiş toplum Yaşam alanlarının ve yaşamın savunulmasında kendini güçsüz yalnız ve umutsuz hissediyordu. Köyüne sahip çıkan derelerini sularını koruyan insanlar 75 yaşındaki kadınlar terörist vatan haini ilan edilebiliyor. Doğa katliamcısı şirketler onlara hizmet eden kolluk güçleri kamuyu savunuyor gösteriliyorlardı.

İşte bu karanlıkları yırtmak için sosyal medyanın barındırdığı olanaklardan da yararlanmayı ve bu mücadelelerin haber olabilmesini sağlama stratejileri geliştirilmeliydi.

İnternet ve ona bağlı gelişen teknolojik iletişim araçları tabletler, akıllı telefonlar Yeni medya, Sosyal Medya, alanlarını yaratıp geliştirdiği ölçüde bu alana hakim kafasına devlet kaçmamış vicdanları kirletilmemiş gençler bu yeni alanlarda etkili oldukları bu alanlara daha hakim oldukları ölçüde bu mücadelelerin muhaberat ve istihbarat ağını kısa zamanda oluşturdular.

Sosyal medyanın olanakları sayesinde ve uygun iletişim stratejileriyle Yaşam alanlarını savunanlar kısa sürede kamuoyunda seslerini duyurabilir oldular.

Sosyal medyada “uygun iletişim stratejileri”nin neler olduğu konusunda yaşam alanlarının doğanın ve mücadele verenlerin bekası için söz edilmesini uygun görmüyorum. Bu konu tamamen kamu sırrıdır.
Günümüzün sosyal kültürel tarihi değerlere tamamen gözleri kapalı şirketlerinin yalnız ve yalnız ranta dayalı faaliyetlerini istisnasız destekleyen ve her türlü kamusal faaliyetten önce bu şirketlerin çıkarları doğrultusunda yasalarını ve organizasyonunu yeniden gerçekleştiren devlet karşısında kamu artık kendi kendini korumayı öğrenmek zorunda kalmıştır.

Her ortaya çıkan yeni mecra olgu gibi interneti de  bu kamuyu, yurttaşı dışlamış, şirketçi devlet tarafından yaşam savunucusu mücadelelerin iletişim aracı olarak kullanımının önüne geçici yasal düzenlemelerle bu yeniyi kontrol altına alma çabasını beraberinde getirir.

Şimdi böylesi gerçeklilerle sosyal medya ele alındığında devletin kendini bu medyada doğrudan var etme çabasının altında artık bu şirketlerle kamusal olana karşı işbirliğinin yattığını anlamak gerekiyor.

Bu konuda iki örnek verebiliriz;

Sanal Suçlar Sözleşmesi[2], bilgisayar suçlarını ve internet suçlarını gözeten ilk uluslararası sözleşme olarak  Siber suçlar sözleşmesi 2001′de imzalandı.  10 Kasım 2010 tarihinde ise, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Avrupa Konseyi Sanal Suçlar Sözleşmesi’ni Strasbourg’da imzaladı. Görüldüğü gibi imzalanması 9 yıl sonra ve onaylanması ise bugün yani 13 yıl sonra mümkün oldu;

“13 yıldır bekleyen sözleşme acilen onaylandı dememizin nedeni şu; bu sözleşmeyi imzalayan ülkeler arasında, yasal mercilerin birbirleri ile işbirliği, mesela IP numarasının verilmesi kolaylaşıyor. Biliyorsunuz, hükümet seçim dönemindeki ses kayıtlarını internete koyan hesaplara ait IP numaralarını istemiş ancak alamamıştı. Bu sözleşme ile bazı konular kolaylaşacak ancak bahsettiğimiz onay sırasında verilen çekince, kişisel verilerin düzenlenmesi ile ilgili olduğu için bu işbirliğinde bazı sorunlar çıkması yani hala IP numaralarının verilmemesi de olası.” Kaynak: http://www.turk-internet.com/portal/yazigoster.php?yaziid=46786#

“Sosyal Medya'nın Siyasete Etkisi Çalıştayı Yapıldı” haberine göre,  Uluslararası Sosyal Medya Derneği Başkanı Said Ercan;

“Siyaset açısından, Sosyal Medyayı tek başına değil; 21. yüzyıl devlet yönetimi olarak el almak lazım. Clinton döneminde ortaya çıkan bir kavram. Bunun adı sadece sosyal medya değil yanısıra digital diplomasi. Bu kelimeyle “akıllı güç” anlaşılıyor. İnternetin getirdiği olanakları akıllı bir şekilde kullanmak lazım

a. insanları ve olayları iyi anlamak : sosyal medya bunun için iyi bir fırsat. Çeşitli algortimalar kanlıyla bunları analiz etmek mümkün.

b. Gerçek zamanlı takip yapmak lazım; Boston olaylarında görüldüğü gibi, insanları doğru bir şekilde bilinçlendiren mekanizmalar oluşturulmalı.
c. Tüm sosyal ağların örneği ile incelenmeli.”

Toplantıda konuşan Ak Parti Gençlik Kolları Tanıtım Başkan Yardımcısı Burak Gültekin:

“Özeleştiri yapmak lazım, girmekte geç kaldık ama bugün mahallelere kadar çeşitli kollar her sosyal medyada aktif. Blog yarışması yaptık. Çünkü 28 şubat gibi olaylar nedeniyle insanlar konuşmaya korkuyordu Fikirlerini ortaya koymalarını sağlamak için blog yarışmaları yaptık.”

http://www.turk-internet.com/portal/yazigoster.php?yaziid=42029

http://cerideimulkiye.com/?p=31649

Şimdi yukarıdaki cümlemize yeniden dönelim;

Her ortaya çıkan yeni mecra olgu gibi interneti de  bu kamuyu, yurttaşı dışlamış, şirketçi devlet tarafından yaşam savunucusu mücadelelerin iletişim aracı olarak kullanımının önüne geçici yasal düzenlemelerle bu yeniyi kontrol altına alma çabasını beraberinde getirir.

Karadenizin derelerinde yok edilen yaşamı savunanların sesinin yıllarca oralarda yankılanıp bir türlü Türkiye genelinde ve uluslar arası planda yer bulamaması fark edilip sosyal medya kullanılmaya başlandığı zaman işler aslında rant yanlılarının aleyhine çoktan dönme yoluna girmişti. Karadeniz İsyandadır Platformu kurulduğunda asıl interneti yasaklamayı düşünmeleri gerekirdi. Gezi’de değil.

Gezi direnişi örneğin ekoloji ve yaşam mücadelelerin bir iletişim başarısı olarak görülebilir. 

Baskı ve yasak yaşama uygun değildir ki iletişime de uydurulabilsin. Bu açıdan bakıldığında kontrol delilerinin yapabilecekleri çok fazla şey yoktur. Su akar yolunu bulur.

_________

*9-10 Mayıs 2014 Bahçeşehir Üniversitesi-Karaköy kampüsünde gerçekleşen "Workshop on New Media & of Control - Yeni Medyada Denetimimn İmkanları/İmkansızlıkları Çalıştayı"nda Karadeniz İsyandadır Platformundan katılım göstererek yaptığım sunumdur. Bu sunumda beklenilenin aksine kuramsal bir yaklaşım ele alınmış yeni hareketlerin iletişim stratejileri yol ve yöntemleri üzerine açıklama yapılmamış ve bu konuda gelen soruya "kamu sırrı" yanıtı verilmştir.

0
0
0
Yorum Yaz